Bugün

Bu bayram bir garip geldi bana. İlk bayramın zorluğu mu hep beraber tatil yaptığımız bayram olması mı bilmiyorum. Evde yalnız kaldıkça daha çok ağladım. Belki de bu ağlayabilmek iyi birşey bilmiyorum. Zaten ben artık neyin iyi olduğunu neyin kötü olduğunu bilmiyorum. Hep bir boşluk var ve o boşluk hiç dolmayacak gibi. Sanki kayıp, özlemek , boşluk bütün dünyayı sarmış bana hiç yer  bırakmamış gibi.

Bayram sabahı evde kendi kendime mutluluk versin diye bugün bayram erken kalkın çocuklar şarkısını dinlemeye başladım. Meğerse daha önce anlamadığım hüzünlü bir şarkıymış daha beter oldum.

Evde olduğum her an kitaba verdim kendimi. Gözyaşı konağını  okudum. Ben doğmadan 100 yıl önceyi anlatan sonunda çok ağlasam da sevdim hikayeyi. Sonra mutlu sonla biten The year of taking chances’ı okudum. Evden anneme kaçtım hep ve hiç durmadan çekirdek yedim. Acaba psikolojide acıya karşı çekirdek yemek diye birşey var mı yoksa ben tek miyim?

Bugün ise Kazım abinin doğum günü… Geçen sene bugün evde roller yaptığımız içten içe herkesin son doğum günü olduğunu bildiği ama dillendirmediği gündü. Bir sonraki seneye katlanmış acılarla gireceğimizi kim bilirdi ki ? Bayramlar zor özel günler zor herşey zor. Bugün durmadan gözüm yaşlı. Kime ağladığımı kimi özlediğimi karıştırdım. Bugün böyle olmayı kabul ediyorum. Yarına nasıl olurum onu da yarın düşünürüm.

 

 

 

 

 

 

Posted in blog | 1 Comment

Cuma

Bazı günler iyi gittiğimi düşünüyorum. Bu aralar benim için iyi gitmek günlük hayatı gözyaşlarına boğulmadan yürütebilmek. Sonra akşam eve giriyorum. İlla bir eşya, bir koku, bazen bir ses gözüme gözüme Vedat’ın yokluğunu sokuyor. Bazen de durup dururken hiç beklenmedik yerden geliyor. Mesela wi-fi şifresini unuttuğumda Vedata soramıyorum. Ya da sigorta yenilerken acil durumda ulaşılacak kişi kutucuğu üstüme üstüme geliyor. Markette sevdiği birşeye gidiyor elim,  Vedat nasıl diye soruyor bilmeyen biri. Sonrası çorap söküğü gibi geliyor. Vedat yanımda olsa o kadar ağlamama kızardı diye kalkıp yüzümü yıkıyorum, çay koyuyorum. Beynim uyuşana kadar kitap okuyorum. Annemin evindeysem  hiç durmadan çekirdek yiyorum bir de.

Bugün Cuma. Vedat yaşasaydı tatile gideceğiz diye sevineceğimiz bir Cuma olurdu diye düşünerek geldim işe. Son ihtiyaçları aldığım Vedat’a 50 mesaj attığım onun excel listeleri yapıp hazırlandığı tatillerden olurdu. Cuma akşam olsun diye bekler saatler sayardım. Şimdi ise önümde Vedatsız ve babamsız ilk Kazım abisiz ikinci bayram var. Geçen ramazan bayramını hep beraber geçirdiğimiz son bayram olduğunu bilmek istemeyerek geçirmiştik. Kazım abinin yatağının çevresinde hep beraber herşey çok güzel olacak oyunu oynamıştık. Biraz da inanmıştık aslında. Şimdi bu bayram kayıplarımız kalbimizde, onları anarak, yanımızda olanlara şükrederek geçireceğiz.

Çok güçlüsün ben senin yerinde olsam yerlerde olurdum diyen herkesten 1 tl alsaydım çok param olurdu. O kadar güçlü olduğumu sanmıyorum. Sadece acının beni yok etmemesine, her zaman olduğum Uğur olmayı unutturmamasına dua ederek günü geçiriyorum. Bilmiyorum ne kadar güçlüyüm. Zaten dışardan göründüğüm gibi olmuyor içim çoğunlukla. Sadece çabaladığımı biliyorum. Kendim için, sevdiklerim için, diğer alemden beni izleyen özlediklerim için çabalıyorum.

 

 

 

 

 

 

Posted in blog | Leave a comment

Deniz Taşları

Yunus Nadi Kitap ödülü kazanan romanları hep çok sevmişimdir. Yiğit Okur ile ilk tanışmam da bu sayede oldu. Deniz Taşları listeme girdi ama almam uzun sürdü. Neyse ki alır almaz başladım. Neden daha önce okumadım diye hayıflandığım bir kitap oldu.

.Robert Kolejli arkadaş grubunun hikayesi üzerinden anlatılan bir dönem romanı.  Bir şirketin başına geçip avukat arkadaşı sayesinde çok zengin olan Tarık , büyük bir konağın tek varisi Nazan ve diğer arkadaşları. Hepsi birbirinden ilginç karakterler. En ilginci ise en tepedeyken hayatını tasfiye eden Tarık.

Kitabın sonu oldukça ilginç. Eğer eski İstanbulu özlediyseniz hemen bu romanı almanızı öneririm. Eminim siz de bir çok tanıdık mekan ve sima bulacaksınız.

Yiğit Okur’un diğer romanları da listeme girdi. Şimdi ise yarın ki tren yolculuğuna uygun bir kitap arıyorum. Bakalım hangi kitap beni seçecek ?

yigitokur

Posted in Kitaplar, Yazarlar | 1 Comment

Elbet bir gün

Zor günler geçiriyorum. Zamanın durmasını istesem de ne yazık ki durmuyor. Yine sabah oluyor yine akşam oluyor ben uyanıyorum acıkıyorum işe geliyorum. Hiç bir şey olmamış gibi yapıyorum. ağlıyorum, gülüyorum  Ama içim hep acıyor.

33 gün geçti sevgilim,en yakın arkadaşım canım Vedat’ın ani bir kalp krizi ile gitmesi üzerinden. Ben hala inanmıyorum. Hala elim telefonda hala Vedat kapıdan girecek diye bekliyorum. Her aklıma gelişte aynı acı geliyor.

Acılar üst üste geldi diyorlar ama her biri tek tek olsa da acıtırdı. Üstüste gelince daha çok birikmiyor. Garip bir şekilde insan ölüme alışıyor. Ölüm yakın geliyor. Ölüm bir yerden sonra korkutmuyor. Özlem korkutuyor. Özlem gittikçe daha çok büyüyor.

Kazım abi’den sonra babam hastalandı ve Mart ayında  gitti. Ben babamın gidişine anlamadan 42 gün sonra Vedat gitti. Hiç hazırlıksız aniden, birdenbire.  Ömrünün sonuna kadar beni seveceğine söz vermişti. Öyle de yaptı.

Şimdi Kazım abisiz , babamsız ve Vedatsız bir hayat var. Sabah kalktığımda o herşeyi unuttuğum bir an var. Sonra hepsi üstüste hatırlanıyor. İnsan kalakalıyor. Ama Allah çok büyük bir güç veriyor. Hayata devam etme gücü. Hayat onlarsız devam ediyor ben de bir şekilde onların sesleri kulağımda, sevgileri kalbimde devam ediyorum. Bir gün kavuşacağız biliyorum.

 

 

Posted in blog | Leave a comment

Kitap Kulübü

Uzun zamandır bir kitap kulübü kurmak istiyordum ve sonunda Ocak ayında Kazım Karabekir Kültür Merkezi Kitap Kulübü ilk toplantısını yaptı. Kitap kulübü tecrübem filmlerden ve kitaplardan geliyordu. Açıkçası biraz korkuyordum. İlk Kitap klasiklerden olsun istedim. Jane Austen’in Aşk ve Gurur ‘u ile başladık. 27 Ocak Perşembe akşamı 12 kadın toplandık. Kitabın kapağından başladık konuşmaya, Kitabın karakterlerinden günümüzde kadının rolüne kadar her şeyi konuştuk. Sonrasında da tadı damağımda kalan bir kitap sohbeti yaptık. Genç Kızların yazarının takma isimle yazmasına şaşırdık.  Bir Genç Kız yetişiyor kitap karakteri Fanny’nin musluk önünde yıkanmasını bile hatırladık. Sonra 2. kitabımızı seçtik. Barış Bıçakçı’dan Seyrek Yağmur. 25 Şubat akşam 8’de buluşmak üzere ayrıldık.  Ertesi sabah gecenin keyfi ile mutlu uyandım. Yaşasın bizi mutlu eden kitap dostları !

Posted in kitap kulübü | Tagged | 2 Comments

Kitapokumutluol

Kitap okuyunca mutlu olanlardan mısınız? Benim için en iyi terapi kitap okumak. Bir kitabı aralayıp bambaşka dünyalara dalmak. 2015 zor bir yıldı bizim için. 9 Şubat’da herşey güzeldi 10 Şubat’da bir kabusa uyandık. Kazım abiye akciğer kanseri teşhisi kondu. Herşey çok hızlı ilerledi ve savaş 5,5 ay sürdü. 3 Ağustos’da onu kaybettik. Hep iyiyi bekledik o belki de en iyisi ölüm dedi bize. Büyük resmi görün küçük resme üzülmeyin dedi. Ve sevinerek Allahına kavuştu. Güzel ölüm varmış bana onu göstererek gitti.
Tüm süreçte çok bekledim ben. Kemoterapinin bitmesini, radyoterapinin yapılmasını, Pet çekiminin sonucunu, uyumasını, uyanmasını, hastalığının geçmesini, güzel günleri bekledim. Beklerken hep kitaplara sığındım. Öyle çok okudum ki bu süreçte. Kitapları biz seçmiyoruz onlar bizi seçiyorlar, bunu bir kez daha anladım. Okuma terapisi ile ayakta kaldım belki de.
Kitapokumutlu ol instagram hesabını işte bu karanlık günlerde hayatıma bir renk getirsin diye açtım. Kitaplar , fotoğraflar bir nefes alma alanı yarattı bana.
Şimdi hayatın hiç eskisi gibi olmayacağını biliyorum ama hayat bir şekilde devam edecek. Kitaplar bana hep iyi gelecek onu biliyorum.

En son okuduğum kitap bu da geçecek annesinin ölümü ile başa çıkmaya çalışan bir kadının hikayesi. Dediğim gibi biz kitapları seçmiyoruz onlar zamanı gelince bizi seçiyorlar ve bize iyi geliyorlar. Artık daha çok yazma umuduyla hepinize iyi pazarlar diliyorum. Kitap okuyun mutlu olun. https://instagram.com/kitapokumutluol/

Posted in blog | Leave a comment

Human Form Gerçek

Bir sabah uyansanız ve tüm hayatınızın yalan olduğunu fark etseniz ne yapardınız ? İnsan değil de bir robot olduğunuzu size anlatsalar ve bir deneyin parçası olduğu bilgisi size ulaşsa. Bir sürü bilinmezlik içinde aynaya baktığınız yüzün aslında kim yani ne olduğunu bilmeseniz?

Alev’in hikayesi işte böyle başlıyor. Devletin gizli bir projesindeki human formlardan biri olduğunu öğrenmesi ile şaşkına dönüyor. Tüm dünyası değişiyor. Çocukluğundan itibaren yaşadıklarını hatırlıyor. İnanmak istemiyor. Ve gizemleri araştırmaya başlıyor. Kimin dostu kimin düşmanı olduğunu karıştırdığı anlar oluyor ve kitabın sonunda sizi bir süpriz bekliyor.

Ben bilim kurgu kitabı okumazdım. Bu kitap ilk defa elime dosya halindeyken geldi. Bir göz gezdireyim derken baktım ki hikayeye kendimi kaptırmışım ve elimden bırakamıyorum. Sonra imzalı kitabım geldiğinde tekrar okudum. Okuduğum sıralarda vücuduma bakıp acaba diyecek kadar da kendimi kaptırdım. Bu kitap bir dizi olursa izlemek çok isterim. Hatta film olsa daha mı güzel olur acaba ?

Yazarını tanımak isterseni kişisel web sayfasını inceleyebilirsiniz.

www.asli-levent.com

Serinin ikinci kitabı Human Form Güven  raflarda yerini aldı. Okunacaklar listeme girdi bile. Pek yakında onunla ilgili de bir yazı gelecek.

İyi okumalar

Posted in Kitaplar, Yazarlar | Leave a comment

Delice – Hande Altaylı

“Mutluluktan uçabilmenin sırrı da buydu: Hafif bir kalp”

Hande Altaylı’nın kitaplarını severim ben. Hikayeleri, karakterleri çok gerçekçidir.  Bu yüzden Delice raflarda yerini alır almaz hemen aldım ve bir çırpıda okudum. Meryem ve Kazım’ın hikayesini çok sevdim ben. Kitap bitti onların hikayesi kafamda devam etti. Acaba bu romanın devamı gelir mi?

Herkesin kötü olduğu Çakalağzı köyünde geçen hikayede köyün delisi Kazım ve ailesi ve de  köyün başka türlü bir delisi Meryem ve Aliçosu’nun hikayesini anlatmış Hande Altaylı. Saatin yavaş aktığı sıcak bir yaz günü başlıyor hikaye ve köyün bütün boğuculuğunu size hissettiriyor. Sonu beklemediğim bir şekilde bittiğinden henüz okumayanlar için ayrıntılara girmeyeceğim.Tek anlamadığım Meryem’in babası Ağır İrfan’ın Ağır İhsan olmasıydı. Sanırım gözden kaçmış bir hataydı. Kitabın sonuna kadar acaba bir nedeni var mı diye merak ettim.

Delice’yi siz de okuduysanız yorumlarınızı bekliyorum.

İyi okumalar !

 

 

 

 

Posted in Kitaplar, Yazarlar | Tagged , , | 1 Comment

Menüde aşk var.

Dünya kupasının benim kitap okumama katkıları çok fazla.  5 dakika maça bakayımlar hiç bitmediği için bizim evde benim elime kitabımı alıp yeşil saha manzaralı kitap okuduğum 90 dakikalar çoğunlukta. Arada bir sıkılmıyorsun di mi sorularına cevap bile veremeyecek kadar dalıyorum kitabıma.

Bu hafta sonu Nicolas Barreau’nun menüde aşk var kitabı vardı kitap kulesinde sırada. Paris’in daracık sokakları, ünlü cafeleri ve restoranları arasında geçen güzel bir aşk hikayesiydi. Çabuk bitti. İçinde veya sonunda yemek tarifi olan kitaplara bayılıyorum ben. Bu kitabın sonunda da aşk menüsü tarifi var. Kan Portakallı parfe’yi mutlaka yapılacaklar listesine koydum bile.

Gelelim kitabın konusununa babasının ani ölümü üzerine Paris’te küçük restoranlarını işletmeye başlayan Aurelie’i erkek arkadaşı terk eder. Soğuk ve yağmurlu bir kasım ayı şans eseri girdiği bir kitapçıda aldığı roman onun restoranını ve ona çok benzeyen bir kadını anlatmaktadır. Yazarın peşine düşen Aurelie’ye bu macerada kitabın yazarının editörü, en yakın arkadaşı ve de mezarlıkta tanıştığı bir hanım eşlik ediyor.

Kitabı açar açmaz şu cümle ile karşılaşıyorsunuz: Mutluluk,astarı parçalanmış kırmızı bir paltodur. Doğan kitaptan çıkan bu kitap yazarın yarı alman olması nedeniyle Almanca orjinalinden Gül Gürtunca tarafından çevrilmiş. Bana isminden dolayı Fransız çağrışımı yapmıştı. ayrıca aynı yazarın hepsi Paris’te geçen başka kitapları da varmış ancak hepsi henüz Almanca. Türkçe’ye çevrilmesini bekliyoruz.

Bol okumalı haftalar

 

 

Posted in Kitaplar | Leave a comment

İmza:ben

Kitapokuyankız’daki en torpilli kitap bu kitap çünkü 484 ve 485. sayfaları bana ait. Önce babalara yazdılar ismi imza kızın oldu sonra kocalara seslendiler imza karın oldu son olarak da istediğiniz birisine mektup yazın imza ben olsun dendi ve 154 kadın imza ben ile bitirdikleri mektupları yazdılar O mektuplardan birini d eben yeğenim Metehan’a yazdım. Kitap elimize geçene kadar tek kelime etmedim. Okuduğunda yüzündeki şaşkınlığı görmenizi isterdim.

İmza gününde bir çok yazarla ve bu projenin mimarları Banu ve Esra ile tanışma şansımız oldu. Herkesin birbirinin kitabını imzaladığı curcuna bir gündü. Çok keyifli saatler geçirdik. Bu projenin en güzel sonucu ise tüm gelirin Türgök’e bağışlanması. 2. baskı çıktı bile ne kadar çok satılırsa o kadar aydınlanacak dünyalar var. Aynı zamanda kitap sesli kitap olarak da çıktı.

Mektupların arasında beni en etkiyeleni Şafak Pavey’in doktorlara yazdığı mektup oldu. Mutlaka okumanızı öneririm.

Kitabın tanıtım yazısı şöyle

Hayatınızda son söz söylemek isteseniz kime, ne derdiniz?

Farklı sosyokültürel yapılardan kadınlar, hayatlarındaki ilk erkek olan babalarına yazdılar önce mektuplarını. Tüm söylemek istediklerini bu mektuplarda dile getirdiler. Sonrasında kız çocukları büyüdü ve karşılarına çıkan diğer erkeklere, eşlerine, sevgililerine, beyaz atlı prenslerine döktüler içlerini. Son olarak da “İmza: Ben” ile hayatta son söz olarak kime neyi söylemek istediklerini dile getirdiler. Kimi kendine, kimi geçmişine, kimi hastalığına, kimi hiç doğmayacak çocuğuna… Kolektif mektuplardan oluşan üçlemenin son kitabı “İmza: Ben” ile hiç tanımadığınız ya da çok yakından tanıdığınız kişilerin dünyalarına farklı bir gözle bakacak, belki de her bir mektupta kendinizi bulacaksınız.

Kitabı alın 484. sayfada buluşalım 🙂

Sevgiyle kalın

Posted in Kitaplar, Sesli Kitap, Yazarlar | Leave a comment