Fısır Fısır

Vedat acaba içimden ona fısır fısır anlattıklarımı duyuyor mudur ? Duysa da duymasa da ben anlatıyorum. Anlatmak iyi geliyor. Tek taraflı bu sohbetler sanırım çift taraflı olmaması akıl sağlığım için faydalı.

Baksana ne güzel manzara diyorum.  Gözleri parlayarak güleceği birşey söylüyorum. Ya da kendini tutamayıp kahkaha atacağı bir espri yapıyorum bazen.  Mış gibi oynuyorum. Varmış gibi hiç gitmemiş gibi. Yanımdaymış gibi…

Sanki zaman donmuş gibi geliyor bana. Bir balonun içinde zamandan bağımsızım gibi garip bir duydu. Balonun içinde ağır bir hava var bol hüzünlü. Aylar geçtiğinin farkına ancak takvime bakınca anlıyorum. Bir yandan zaman geçmesin istiyorum. Bir yandan da her geçen günün beni Vedat’a yaklaştırdığını biliyorum. Bir gün daha …

3c612efb7bd18af018321f45d5915a66

 

 

 

 

 

Posted in blog | Leave a comment

Yas kızkardeşliği

Bu hafta sınavlarım açıklanıp da tüm derslerden geçtiğimi öğrendiğim anda elim telefona gitti Vedat’a haber vermek için. Aferin Aşkıma ‘yı duymak için. Elimde telefonla kalakaldım. Beynimin bir yerinde Vedat hala yaşıyor. Öldüğünü kabul etmeyen bir yer var içimde. Sanki geri gelecekmiş gibi bir umut var hep.

Dün akşam uzun zamandır yazışıp yas sürecimizi paylaştığımız yas kız kardeşi dediğimiz Özlem’le buluştuk Büyükada’da . Özlem taa Almanya’dan geldi. Biz de Lale ablayla farklı iskelelerden adaya vardık. Çok anlattık biraz ağladık biraz güldük bir sürü plan yaptık. Çok hassas bir dönemde birbirimizin hayatlarına dokunduğumuzdan bana sanki bizimkiler öbür tarafta tanışıp bizi buluşturdu gibi geliyor , taa uzaklardan cümlelerle birbirimize destek olalım diye . Tesadüf olamaz bu yas kızkardeşliği.

Yas süreci değişik bir süreç. Duygudaşını bulunca insanın dili çözülüyor sanırım. Herkes bu süreci kendine göre yaşıyor. Hiç bilmediği biriyle karşılaşıyor kendi içinde. Ölüm öğretiyor istesen de istemesen de…

 

Posted in blog | Leave a comment

Kazım abiye

1 sene geçti sen gideli Kazım abi. Dün gece bütün resimleri çıkartıp lunaparkta çekilmiş o resmimizi aradım ama bulamadım. Benim aklıma Kazım abi denince gelen resimdir o. Beni sırtına aldığın çenemle kafanı oyarak uyuya kaldığım sıcak yaz gecesidir.

Sen gittiğini sanıyorsun ama her kahve kokusunda , Metehan’ın gülüşünde , annemin gözlerinde, Ferhan abinin sesinde, caddeden geçen her vosvosta , dostlarının selamında daha bir çok şeyde  bizimlesin.

Diğer alemde de koşarken saçların ahenkle dans ediyor mu diye merak ediyorum.Merak ettiklerim çok diğer alemle ilgili.  Vedatı al  rüyama gelin halaçatıya, sohbet eder hasret gideririz olur mu?

çok özledim çok seviyorum.

 

 

 

 

Posted in blog | Leave a comment

Yokluğunda çok kitap okudum

Ya kitaplar olmasaydı ? Kitapsız kalmayayım diye başucumda kuleler yaptım. Bir ara liste yapacağım okuyacaklarımı çünkü gibip aynı kitabı almaktan korkuyorum. Book Depository’den kitaplar ısmarladım. Hemen gelsinler istiyorum.

Bugünleri anlatan en güzel şarkı sanırım bu … Yokluğunda çok kitap okudum. Neredesin nerede?

 

 

 

 

Posted in blog | Leave a comment

Eksik

En çok neyi özledim biliyor musunuz? Olan biteni Vedatla bir de Kazım abiyle konuşmayı. Cuma akşamından beri Vedat ne derdi  abim ne derdi diye düşünüyorum.

Hep düşünüyorum. Günlerin nasıl geçeceğini, hayata nasıl devam edeceğimi, beni nelerin beklediğini ülkede olan biteni. Düşünmekten, özlemekten ve üzülmekten yorgunum.

Dışardan bakıldığında ise robot gibi iş ev anne evi yapıyorum. Arkadaşlarımla da buluşuyorum. Sanırım onlar olmasa çıldırırım. Ama sabah günaydınlar  eksik, akşam ne yiyelim  eksik, seni seviyorumlar eksik, sarılmalar eksik, günün en güzel saatleri eksik.  Hep eksik…

 

 

Posted in blog | Leave a comment

Paper Lifeboats

Bugün internette sevilen birinin kaybı bloglarında gezinirken ( evet böyle bir blog çeşidi var yas bloğu veya grief blogs deniyor ) böyle dönemlerde kitapların paper lifeboats olduğu ile ilgili bir yorum okudum. Ne kadar doğru, bu dönem kitaplar benim cankurtaran botum oldu. Eğer kendimi oyalayacak birşey bulamazsam kitaplara sarılıyorum.

Kendine yardım kitapları bende pek işe yaramıyor bu dönem. Bir hikayenin içine saklanmak kendimi unutmak iyi geliyor. Aslında belki film seyrederek bunu daha iyi yapabilir insan ama Vedatla o kadar çok beraber film seyrettik ki evde televizyon açmak bile benim için çok zor. Vedat’ın alıp getirdiği filmler duruyor öylece. Elim hiç onlara gitmiyor.

 

 

 

 

 

Posted in blog | Leave a comment

Hafiflik

Çekirdek yemem gerçekten ailede endişe yaratmaya başladı. Bu akşam yememeye çalışacağım. Yoksunluğa girer miyim bilmiyorum. Akşamları annemde konuşlanıp ders çalışıyorum. Hafta sonu sınavlarım var. 2. Üniversiteye 40 yaşında başlamak iyi bir fikir mi bilmiyorum hala ama Persler ağlamadan bir kaç saat geçirmemi sağlıyorsa iyi bir şey olmalı. Hafta sonu 3 sınavım var. Vedat’dan hemen sonra sınavlar vardı. Hiç gitmek istememiştim ama evden çıkmamı sağlayacağı için gitmiştim.4 dersten el yordamıyla geçmişim. Sonuçlara şaşırdım tabii. Bu hafta sonu ise bütünlemeler var. Vedat’ın stres yapma demesi kulağımda çünkü geçen dönem Çin Tarihi germişti beni.

Vedat’ın sesi hep kulağımda zaten. Öyle çok özlüyorum ki bazen nefes almak zorlaşıyor. Sonra bu halde olmamı hiç istemeyeceği geliyor aklıma. Kendimi düzeltmek için uğraşıyorum. Sevginin sonsuz olduğu boyutlar değişse bile sevginin devam edeceğini düşünmek böyle zamanlarda iyi geliyor. Ama insan hep böyle düşünemiyor.Ne bileyim  sımsıkı sarılmak istiyor bazen.  Çok özlediğimi söylemiştim değil mi?

Günler bir şekilde devam ediyor. İşe gidip  geliyorum. Hiç birşey olmamış gibi çalışıyorum. Hafta sonuna planlar yapıyorum sonra vazgeçiyorum. Yine plan yapıyorum. Nerede olmak iyi geliyor bazen hiç bilmiyorum. Her gün akşam olmasını uyumayı hedefliyorum. Hatırlamıyorum ama rüyamda sanki birşeyler görüyorum. Sabah ilk uyanışlarım hafif oluyor oradan biliyorum. Hatırlayana kadar herşey hafif.  O hafifliği de özledim. En son sanırım kızlarla Berlin’e gittiğimde sıfır endişeliydim. 1,5 sene önceymiş. O halimi de özledim.

Şimdilik bu kadar Hindistan Tarihine vereceğim kendimi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Posted in blog | Leave a comment

Bugün

Bu bayram bir garip geldi bana. İlk bayramın zorluğu mu hep beraber tatil yaptığımız bayram olması mı bilmiyorum. Evde yalnız kaldıkça daha çok ağladım. Belki de bu ağlayabilmek iyi birşey bilmiyorum. Zaten ben artık neyin iyi olduğunu neyin kötü olduğunu bilmiyorum. Hep bir boşluk var ve o boşluk hiç dolmayacak gibi. Sanki kayıp, özlemek , boşluk bütün dünyayı sarmış bana hiç yer  bırakmamış gibi.

Bayram sabahı evde kendi kendime mutluluk versin diye bugün bayram erken kalkın çocuklar şarkısını dinlemeye başladım. Meğerse daha önce anlamadığım hüzünlü bir şarkıymış daha beter oldum.

Evde olduğum her an kitaba verdim kendimi. Gözyaşı konağını  okudum. Ben doğmadan 100 yıl önceyi anlatan sonunda çok ağlasam da sevdim hikayeyi. Sonra mutlu sonla biten The year of taking chances’ı okudum. Evden anneme kaçtım hep ve hiç durmadan çekirdek yedim. Acaba psikolojide acıya karşı çekirdek yemek diye birşey var mı yoksa ben tek miyim?

Bugün ise Kazım abinin doğum günü… Geçen sene bugün evde roller yaptığımız içten içe herkesin son doğum günü olduğunu bildiği ama dillendirmediği gündü. Bir sonraki seneye katlanmış acılarla gireceğimizi kim bilirdi ki ? Bayramlar zor özel günler zor herşey zor. Bugün durmadan gözüm yaşlı. Kime ağladığımı kimi özlediğimi karıştırdım. Bugün böyle olmayı kabul ediyorum. Yarına nasıl olurum onu da yarın düşünürüm.

 

 

 

 

 

 

Posted in blog | 1 Comment

Cuma

Bazı günler iyi gittiğimi düşünüyorum. Bu aralar benim için iyi gitmek günlük hayatı gözyaşlarına boğulmadan yürütebilmek. Sonra akşam eve giriyorum. İlla bir eşya, bir koku, bazen bir ses gözüme gözüme Vedat’ın yokluğunu sokuyor. Bazen de durup dururken hiç beklenmedik yerden geliyor. Mesela wi-fi şifresini unuttuğumda Vedata soramıyorum. Ya da sigorta yenilerken acil durumda ulaşılacak kişi kutucuğu üstüme üstüme geliyor. Markette sevdiği birşeye gidiyor elim,  Vedat nasıl diye soruyor bilmeyen biri. Sonrası çorap söküğü gibi geliyor. Vedat yanımda olsa o kadar ağlamama kızardı diye kalkıp yüzümü yıkıyorum, çay koyuyorum. Beynim uyuşana kadar kitap okuyorum. Annemin evindeysem  hiç durmadan çekirdek yiyorum bir de.

Bugün Cuma. Vedat yaşasaydı tatile gideceğiz diye sevineceğimiz bir Cuma olurdu diye düşünerek geldim işe. Son ihtiyaçları aldığım Vedat’a 50 mesaj attığım onun excel listeleri yapıp hazırlandığı tatillerden olurdu. Cuma akşam olsun diye bekler saatler sayardım. Şimdi ise önümde Vedatsız ve babamsız ilk Kazım abisiz ikinci bayram var. Geçen ramazan bayramını hep beraber geçirdiğimiz son bayram olduğunu bilmek istemeyerek geçirmiştik. Kazım abinin yatağının çevresinde hep beraber herşey çok güzel olacak oyunu oynamıştık. Biraz da inanmıştık aslında. Şimdi bu bayram kayıplarımız kalbimizde, onları anarak, yanımızda olanlara şükrederek geçireceğiz.

Çok güçlüsün ben senin yerinde olsam yerlerde olurdum diyen herkesten 1 tl alsaydım çok param olurdu. O kadar güçlü olduğumu sanmıyorum. Sadece acının beni yok etmemesine, her zaman olduğum Uğur olmayı unutturmamasına dua ederek günü geçiriyorum. Bilmiyorum ne kadar güçlüyüm. Zaten dışardan göründüğüm gibi olmuyor içim çoğunlukla. Sadece çabaladığımı biliyorum. Kendim için, sevdiklerim için, diğer alemden beni izleyen özlediklerim için çabalıyorum.

 

 

 

 

 

 

Posted in blog | Leave a comment

Deniz Taşları

Yunus Nadi Kitap ödülü kazanan romanları hep çok sevmişimdir. Yiğit Okur ile ilk tanışmam da bu sayede oldu. Deniz Taşları listeme girdi ama almam uzun sürdü. Neyse ki alır almaz başladım. Neden daha önce okumadım diye hayıflandığım bir kitap oldu.

.Robert Kolejli arkadaş grubunun hikayesi üzerinden anlatılan bir dönem romanı.  Bir şirketin başına geçip avukat arkadaşı sayesinde çok zengin olan Tarık , büyük bir konağın tek varisi Nazan ve diğer arkadaşları. Hepsi birbirinden ilginç karakterler. En ilginci ise en tepedeyken hayatını tasfiye eden Tarık.

Kitabın sonu oldukça ilginç. Eğer eski İstanbulu özlediyseniz hemen bu romanı almanızı öneririm. Eminim siz de bir çok tanıdık mekan ve sima bulacaksınız.

Yiğit Okur’un diğer romanları da listeme girdi. Şimdi ise yarın ki tren yolculuğuna uygun bir kitap arıyorum. Bakalım hangi kitap beni seçecek ?

yigitokur

Posted in Kitaplar, Yazarlar | 1 Comment